18 Nisan 2017 Salı

-MAX PAYNE 1 ANILAR-

                      -MAX PAYNE EFSANESİ ANILAR- 



Yukarıdaki tema müziğini dinleyerek okumanız dileğiyle başlıyoruz efendim.

En Büyük Max Payne Hayranı Olarak ;
MAX PAYNE ANILARIM ile karşınızdayım

(NOT YAZDIĞIM TÜM YAZILAR MAX PAYNE 1 İÇİN AĞIR SPOİLER İÇERİR!) 

ANILAR...

Yıl 2002. O zamanlar bilgisayarım yoktu.Bir gün amcamlara misafirliğe gitmiştik ve hemen amcamın bilgisayarının  başına geçmiştim.Max Payne diye bir oyun vardı açmıştım fakat loading ekranında donmuştu sinir olmuştum. Daha o zaman bile oyunun kapak resmi ve menü tasarımından dolayı oyunun ne kadar ağır bir atmosfer sunduğunu anlamıştım. Ve demiştim ki bir gün bu oyunu oynayacağım!

YIL 2003 KIŞ.Artık bir bilgisayarım olmuştu. Alınalı daha 1-2 ay olmuştu ve ben daha yeni yeni öğreniyordum. Bilgisayarımda yüklü bir kaç oyun vardı onlardan biri de Hal Life'tı. Half life'ı açtığımda sadece metroyla yerin altına girdiğimiz bir oyun olduğunu sanıyordum,onun bir korku aksiyon oyunu bile olduğunu farkedemeyecek ve Black Mesa'dan henüz o deneyi yapıp levyeyi nasıl alacağımı bile bilemeyecek durumdaydım...Oyunlar konusunda durumum o kadar vahimdi.


Bilgisayardan ve bilgisayar oyunlarında nasıl ilerleyeceğimi henüz tam olarak bilemiyordum. Orjinal oyun denilen şeyin ne olduğunu bilmediğimden ve zaten daha Türkiye'de tam olarak bu kültür oluşmadığından aldığımız her oyunun orjinal olduğunu sanardık ve crack işi bizi son derece uyuz ederdi.Ve ben daha crack yapmayı bile bilmiyordum o dönem. Neyse ki bir az daha bilgisayarda ustalaştıktan sonra crack yapmayı da öğrenmiştim. Daha sonra amcamdan Max Payne'in cdsini almış ve o zamanın deneyimsizliğiyle zar zor kurmuştum.Ve oyunu açmıştım.Ancak ben oyunun totarial yani eğitim bölümünü açmıştım.Ve haliyle dümdüz ilerlemekten başka bir şey yapamıyordum. Hatta işin doğrusunu isterseniz, totarialde bile tam ilerleyemiyordum. Neyse ki ne yaptım ne ettim ve esas oyunun başlangıç kısmını açabildim.Bol polisli bir ara video girmişti ve Aesir binasında nihayet Max'in o kasvetli, kalın ses tonunu duymuştum. O siren sesleri,helikopter, polislerin düzenlediği operasyon falan derken noluyor burada bu nasıl bir oyun başlangıcı demiştim. Bilmediğim şey ise aslında oyunun son sahneden başladığıydı :)  Aslında daha oyunlarda senaryo olduğunu bile ben tam olarak bu oyunda öğrenmiştim.




Daha önce hayatımda bu kadar tipsiz bir ana karakter bakış ifadesi görmemiştim. ANCAK! o yüz ifadesini saymazsak hayatımda onun kadar karizmatik olan bir ana karakter de görmemiştim. Söylediklerim her ne kadar çelişkili olsa da Max Payne 'den bahsediyoruz burada. İçinde acı dolu herşeyin bulunduğu oyun..




Biliyorum şimdi size söyleyeceğim şey çok saçma gelebilir ancak o yıl Max Payne'i hep Davut Güloğlu' na benzetmiştim







Oyunun o efsanevi açılış videosundan sonra  gelen ilk çizgi roman'ın nasıl geçileceğini bulasıya kadar canım çıkmıştı ancak daha sonraları geçmeyip izlemeyi tercih etmiştim. Çünkü her ne kadar oyunlarda senaryo olduğunu henüz yeni öğrensem ve alışamasam da senaryoyu merak etmiştim. Bu arada graphic noveli izlerken Max, Alex ile konuşuyor ve bir yandan tüttürüyordu. Max'in sigara içişini 3. oyuna kadar son kez görmüştüm.Kızı Rose etkilenmesin diye bırakmıştı sigarayı.






Derken oyuna girişi yaptık , kontrol bendeydi. Elimizde bir baretta marka tabanca ve üstümüzde takım elbise ile darmadağın olmuş bir evdeydik.





Duvarda garip bir simge ve Max'in efsanevi deri ceketi duruyordu. Telefonla yardım isteyen Max, N.Horne tarafından dalga geçilince oldukça şaşırmış ve daha da kızmıştı. Üst kata çıktığımda tuvalete girmiştim ve tuvaletten yatak odasına doğru açılan kapı kapalıydı.İçerde bir boğuşma sesi vardı. Derken Max,



öldürülen kızını gördüğünde şok geçiriyordu..

Max Payne ile daha uçmayı ve Bullettime kullanmayı bilmediğimden dümdüz sıka sıka yatak odamıza girmiştim. Tam karımızı kurtardım sanarken Max acı gerçek ile yüzyüze kalmıştı





İşte Max'in en büyük acı serüveni burada başlamıştı. Onun o "NOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOO!!!" diye bağırışı yok mu, of of of resmen o yaşlarda daha 13 yaşımdayken kendi karımı kaybetmiş gibi hissetmiştim. Ben ise bunları yaşarken hayatımda ilk defa bir oyunda böyle bir senaryo görmüş, etrafın karanlık kasvetinden ise ödüm kopuyordu.



Yavaş yavaş Bullet Time ve Shot dodgeyi de öğrenmiştim fakat daha çok yerde yuvarlanarak oyunu oynuyordum. Belki dikkat etmişsinizdir 1. ve 2. oyunda Max yerde takla atarken de zaman otomatik olarak çok az da olsa yavaşlıyor bu da işimizi kolaylaştırıyor (fakat 3. oyunda takla atarken yavaşlama yok).





Şu efsanevi düşman Jack Lupinoyu alt edene kadar canım çıkmıştı.Herifin bağırışları beni öyle ürkütüyordu ki anlatılmaz yaşanır adete. Lupinonun mekanında şu yukardaki gördüğünüz resimdeki sahnede gong sesinin çalması, her yerden çıkan adamlar, nereden geldiğini görmekte zorlandığım molotoflar, hepsini tek tek gördüğünüz yüzlerce size doğru uçan mermiler ve lanet Lupinonun anıra anıra sahneye çıkıp çiftesiyle size saldırması derken offf off off korkudan donuma edecek gibi oynuyordum.






Kabus bölümleri ve onun müzikleri ise beni resmen öldürüyordu. O labirentleri geçmek aylarımı almıştı. Şimdilerde oyunu 40 defadan fazla bitirmiş olmama rağmen hala ilk rüya bölümünde gideceğim yolu bazen bulmakta zorlanırım ( aslında koridordan hep sola doğru gidince bazen bulabiliyorum).






Max Payne'in senaristi Sam Lake o kadar mükemmel bir senaryo yapmıştı ki klişe olan sıradan bir intikam hikayesini iyice derinleştirerek ortaya harika bir hikaye sunmuştu.Max Payne öyle bir karakter ki sanki bir insan simulatörüydü benim için.Evet evet bir insan simulatörü. Sanki bir cihaz takıyorlar kafama ve ben kendimi Max Payne sanıyorum oyunu oynadığımda. Yani şunu anlatmaya çalışıyorum sevgili okur, resmen yaşıyorum oynarken Max Payne'in hissettiklerini.





Frenkie Niagara benim en lanetli düşmanlarımdan biriydi.



Max bundan da yırtmış ve sonunda elindeki beyzbol sopasıyla Frenkie'yi basmaya gitmişti.Fakat hiç  silah ve cephanesi yoktu.Ayrıca yaralıydı. Silahlı adamlara karşı o beyzbol sopasıyla bulunduğumuz yerdeki kapıdan çıkıp sola döndüm arkadan adam sesleri geliordu.Sonra sağa döndüm önümde iki dallama vardı ve tam "its Frenkie's tö..." dediği anda kafasına sopayı indirip silahını alır almaz diğer adama sıktım. Arkamdan sürüyle adam geliyordu ve o mermisizlikle sanki gerçek hayatta kurşunlardan kaçıyormuş kaçtım ve gizli bir odada bir sürü cephane bulup tüm adamlara mermi yağdırdım ve onlar betonla sevişinceye kadar sıktım!




Ve intikam vakti gelmişti. Frenkie şoktaydı ancak bu şok onun ölümüne engel olamadı...

Ve bunun gibi sayısız efsane bölümler vardır..Vinnie bölümü, BB Hasley'in Alex'i öldürerek ihanet etmesi,  Vladimir ile tanışmamız, Alfred Woden sahneleri, Nichole Horne'dan aldığımız intikam falan filan...


        Max Payne aynı zamanda içinde iskandinav mitolojisinden kalıntılar taşımaktadır. Oyunda bol bol illuminati simgeleri, İskandinav mitolojisinden alınmış mekan isimleri  hatta oyun içinde kitapları da yer almaktadır.

        Max Payne o kadar ilginç bir oyundur ki kendisi yaratılırken esin kaynağı olarak alınan aktör Chow Yun Fat ve onun filmlerinin yönetmeni John Woo'yu da anmadan duramaz :)



Hatta ve hatta Max Payne, kabus gördüğü bir sırada kendisinin bir bilgisayar oyununun içinde olduğunu bile anlamış ve "ben bir bilgisayar oyununun içindeydim" diye dert yanmıştır.






Ve gelelim efsaneler efsanesi olan Max Payne'i Max Payne yapan esas adama. Tabi ki Max'in ses aktörü James Mccaffrey' den söz ediyorum.Kendisinin o kadar kalın, ama bir o kadar duygu yüklü farklı bir ses tonu var ki eğer Max'i başkası seslendirseydi belki şu an şu yazıları yazmıyor olacaktım, belki de  oyun bu kadar fazla tutmayacaktı. Çünkü her ne kadar oynanış ve senaryo anlamında Max Payne çok iyi bir oyun olsa da ,  bize bu duyguları gerçekmiş gibi yaşatabilen bir aktör tarafından seslendirilmese gerçekten bu kadar tutmayabilirdi.
 (Dipnot olarak ekliyeyim; serinin 3. oyununda Rockstar Max'e daha yaşlı ve farklı bir ses aktörü bulacaktı, ancak biz Max Payne hayranlarının isyanına dayanamayıp James'i tekrardan Max ile buluşturmuş ve bizleri sevindirmişti.hatta James 3. oyunda Max  Payne'in hem sesi hem yüzü hem de motion capture aktörüydü. Tam olarak Max Payne olmuştu yani. Velhasıl kelam James yoksa Payne'de yoktur. )



Max Payne serisinin bütün oyunları efsanedir benim için, ancak 1. oyun benim ilk göz ağrımdır ve bana ilkleri yaşatır onun için Max Payne 1 bambaşkadır.



Emulatörle gameboy versiyonunu bile oynamışlığım vardır

Max'in ikinci rüya bölümünde yaşadığımız deja vu sahneleri, ve bitmek tükenmek bilmeyen labirentli kan yollarından Michell'i bulup Max Payne'in kendisiyle yani ikinci bir Max Payne ile savaşması , Max Payne'in aslında bilinçaltında sürekli kendisiyle olan psikolojik savaşını bize yansıtmıştır.

          İşte anılarım genel olarak böyle sevgili okur. Umarım beğenmişsinizdir. Bir sonraki yazımda Max Payne 1'in geliştirme aşamalarından, ilk düşünülen isminden, iptal olmuş dreamcast sürümünden, grafiklerdeki downgrade ve upgradelerden bahsedeceğim. O dönem downgrade mi varmış yahu demeyin evet kısmen varmış çünkü. Anılar serisinin devamı gelicek.

IT WASN'T OVER...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder